31 Aralık 2018 Pazartesi

Bu gece yılbaşı - Haydi İstanbul Taksim'e taciz olmaya !...



Yılbaşı gecelerindeki İstanbul Taksim meydanında taciz olayları artık bir klasik oldu. Örnek olarak 2010 yılı 31 Aralık gecesi için bu meydanda bir eğlence düzenlenmediği halde yine erkek-kadın büyük bir çoğunluk burada toplanıyor ve yeni yıla girme çılgınlığını-pardon-kutlamasını burada gerçekleştiriyor. Tabii ki her sene olduğu gibi  taciz olaylarının yine yaşanıyor. Bu suçlama ile 74 kişinin tutuklanıyor ve taciz olaylarından müşteki kadınların yaklaşık yüzde onu kadar, yalnızca 8 kadının tacizcilerden şikayetçi oluyor bu sebepten 8’i dışında kalanların salıveriliyor.

Hani cinayet olayları için söylenen bir halk deyimimi var: 
’ Öldürene değil ölene bak ‘’ Bu olaylarda da bu tür düşünmeden edemiyor insan. Son yıllarda Taksim meydanı yılbaşı kutlamalarında ‘’ taciz ‘’ olayları ile özdeşleşmiştir adeta. Yani Yılbaşı ve Taksim deyince, taciz rezaletleri akla gelir oldu. Bu böyle iken yılbaşı gecesini ve yeni yıla başlangıç kutlama – deliliğini- pardon coşkusunu burada yaşamak hangi mantık ve duygu ile izah edilebilir ki?
Tabii ki taciz, kabul edilebilir bir davranış değildir ve en kısa ve doğru izahı ‘’ sapkınlık ‘’ kelimesi ile olabilir. Bu meydana gecenin ve yılın son saatlerinde bekar erkeklerin veya yanında bir kadın olmayan erkeklerin gelmesi olağandır. Ama benim gibi düşünen büyük bir çoğunluğun anlayamadığı bir şey var ki; bu tür bir taciz olayları ile ünlenmiş bir alana tek kadınların, kadın- erkek çiftlerin gelmesi ve bu tür sapkınlıklara maruz kaldıktan sonra şikayetçi olmaları. 

Nitekim 74 taciz olayda ancak 8 kadın şikayetçi olmuştur. Diğer 66 sanık, şikayetçi olmadığı için salıverilmiştir.
Çılgınca eğlenmek için yanında bir kadın veya tek kadın olarak buraya geleceksin. Rezaletle sonuçlanacak, kavga-tartışma, polis-karakol derken tüm gecen zehir olacak. Ayrıca bu gece buraya gelenlerin büyük çoğunluğu alkol duvarını aşmıştır. Ve muhtemeldir ki, içlerinde uyuşturucu-uyarıcı kullananlar da vardır.

Bu nasıl akıldır ki, cesarettir ki, yanında bir kadın olan erkek veya yalnız kadın veya kadınlar grubu olarak - bile bile – bu ortama gireceksin.
Yani;
Tacize uğramayı göze alıyorsun veya taciz olmaya geliyorsun !

30 Aralık 2018 Pazar

Yahudi Şeriatı Kitabı: T A L M U D


Yahudiliğin kutsal kitabı bilindiği gibi "Tevrat"tır (Eski Ahit) Tevrat’ında orijinali ortada yoktur ve tahrif edilmiştir, yani insanlar tarafından bozulmuştur. Yahudiler Tevrat’ın gerçek yorumunu ancak Hahamların bildiğine ve sıradan insanın bunu anlayıp çözemeyeceğine inanırlar. Yaşantılarını Yahudi Şeriat kitabı "HALKHA" ya göre düzenlemeye çalışırlar.  
"Bir Yahudi nasıl yaşamalı?" sorusunun cevabının bu dini kaynakta bulunduğuna inandıkları için, Yahudiler zaten bozulmuş olan Tevrat’ı bir kenara atarlar ve bazı Hahamlar yani insanlar tarafından yazılmış olan bu şeriat kitabını gündelik yaşantılarında Tevrat’ında önünde tutarlar.
Halakha’nın en önemli kaynağı ise TALMUD adı verilen çok ciltli bir kitaptır.  

Talmud’un pek çok bölümünde Tevrat’ın hak dinine uygun hükümleri göz ardı edilerek, kibirli ve katı kalplı tutuculuk emredilir. Allah’ın öngördüğü ahlak kuralları ile bağdaşmayan saldırgan, bencil ve ırkçı bir Yahudilik öngörülür, telkin edilir.  
Siyonist ideolojinin temel ilkeleri Talmud’dadır.  

Talmud’da diğer iki semavi dine yani Hıristiyanlık ve Müslümanlığa şiddetle saldırılır. Talmud yazarlarının en çok karşı oldukları kişi Hz.İsa’dır. Talmud Yahudilere ellerine geçen İncilleri yakmayı emreder.  

Talmud hükümlerinin ne derece İnsanlık dışı olduğuna bir örnek; Yahudi doktor Yahudi olmayanı iyileştirmekten kaçınmalıdır ve Yahudi olmayan biri denize düştüğünü bir Yahudi görürse boğulmaktan kurtarmamalıdır emirleridir.  

Yahudilerin birbirlerini kardeş olarak görmeleri öngörülür. Kardeşleri dışındakilere de gizli ve açık düşmanca duygular söz konusudur. Tıpkı Masonluk gibi. Zaten Masonluğun da en önemli kaynaklarındandan bir de Yahudilik ve Talmud’dur.

29 Aralık 2018 Cumartesi

Miraç'ta Peygamberimizin '' ALLAH İLE NAMAZ PAZARLIĞI '' hadisi uydurmadır....



Mirac'ta Hz.Muhammed'in namaz vakitleri için "Allah'la pazarlık yaptığı" konulu hadis uydurmadır

Dinimizde yaygın şekli ile '' Mirac mucizesi '' olarak bilinen olay, İsrâ ve Mirac olmak üzere iki bölümden meydana gelmektedir. İsr'a Kur'an'da, Mirac ise hadislerde bildirilmiştir.

İsrâ  Kur'an'da şöyle açıklanmaktadır:

'' Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye ( Muhammed ) kulunu Mescid-i  Haram'dan [ Mekke'de ortasında Kâbe'nin bulunduğu mescid ]  çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksâ'ya  [ Kudüste, Mescid-i Haram'dan sonra yeryüzünde yapılan en eski mescid ]  götüren Allah, noksan sıfatlardan arınmıştır. ''  ( 17 / 1 )

Görüldüğü gibi olayın Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya kadar olan kısmı bu ayette anlatılmaktadaır. İsrâ; gece yürütmek demektir.

Mirac ise sözlükte merdiven, yukarı çıkmak, yükselmek, yükselme aracı ve yükselme yeri gibi anlamlara gelmektedir. Dini literatürde ise Mirac; İsrâ olayının Mescid-i Aksâ'dan sonra gerçekleşen Peygamber'in semaya yükselmesidir. Mirac olayının ruhen m, yoksa hem ruhen hem de fiziken mi gerçekleştiği hakkında farklı iki görüş vardır. Hz. Muhammed'in fiziki olarak Allah'la görüşmüş olması mümkün değildir. Çnkü  6/103 ayetinde '' Gözler onu idrak edemez ''  buyuruluyor. Bu ayete göre bırakın Allah'la defalarca pazarlık etmesini O'nun bir insan olarak Yüce Yaratıcının karşısına gelip onu görmesi mümkün değildir.

Şimdi gelelim; Mirac ile ilgili -- hadislerin en uzunu olup, sayfalar süren  --  hadis iddiasına. Özetle şöyle:

'' Hz. Muhammed Mirac ( yükselme ) sırasında Allah ile 7. gökte görüştüğünde, Allah önce günde 50 vakit -- rekat değil --  namazı emrediyor. Fakat neyse ki 6. gökte bekleyen Hz. Musa tekrar Hz.Muhammed'e Allah'tan bunu düşürmesini  tavsiye ediyor.7. gökteki Allah ile 6. gökteki Hz. Musa arasında 5 kez gidip gelen Hz. Muhammed'in sıkı pazarlığı sonucu namaz vakitlerinin sayısı 50 den beşe düşüyor !... ''

Sıra geldi bu hadis iddiasında  olan  --  Yahudi masalcılarının parmak izlerini taşıyan -- sözlerin çürük noktalarına:

Kur'an'da  ''  Allah bir kişiye asla taşıyabileceğinden daha fazlasını yüklemez  '' mesajını veren şu 4 ayet var:

2 / 286 --  6 / 152 --  7 / 42 --  23 / 62

Allah'ın ilk olarak insanlara günde 50 vakit namaz emrettiğini söylemek, ki bu gündüz gece her 28 dakikada bir namaz kılmak  anlamına gelir ki; Bu ayetlere ters düşer ve insanların uyumadan 24 saat boyunca ibadet etmesini gerektirir, bu da tüm fizik ve yaratılış kanunlarına uymaz. Ayrıca '' çok merhametli olan '' Yaratıcı'nın  merhametini inkar etmek demektir.

Sonra, bu uydurulan hikaye Hz. Muhammed'in zekasına da hakaret eder. Bununla da kalmayıp Allah'ı zalim bir patron, [ Hâşâ ]  Hz. Musa'yı da  Peygamber'imizi yönlendiren akıl hocası konumuna sokar.

Üstelik namaz ilk defa, Peygamber'imiz ve Kur'an'la değil şu ayetlerle b elirtildiği gibi  Hz İbrahim ile başlamıştır:

!7 / 1, 78  -- 53 / 1, 182, 183  --  2 / 124,125  --  2 / 238  --  11 / 114  --  24 / 58 

Ne yazık ki bu meşhur hadis söylentisi akıl, mantık ve Kur'an terazisine vurulmadan nice benzer hadis iddiasında olan sözler gibi kabul edilmiş ve neredeyse akademisyenler, ilahiyatçılar ve araştırmacıların büyük çoğunluğu tarafından eserlerine alınarak bugüne kadar getirilmiştir. Herhangi bir din adamına sorun, -- inanmış olarak -- heyecanla bu uydurma söylentiyii size aktaracaktır.


Not: Bu yazının hazırlanmasında  Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınlarından '' DİNİ KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ '' ( Sayfa: 327, 428, 429, 443 ) ve OZAN Yayıncılık yayınlarından Dr. Edip Yüksel'in '' İslami Reform İçin MANİFESTO ''  ( Sayfa: 71 )  isimli eserlerden yararlanılmıştır.

'' ALLAH'IN 99 İSMİ VARDIR '' Çok meşhur hadisi doğru değildir..


Allah'ın isimleri konusunda çok meşhur bir hadis vardır:

'' Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunlarsa sayarsa - ezberlerse - Cennet'e girer.  '' şeklinde girişten sonra başta Allah ismi ile birlikte 99 adet isim sayılıyor. Bu hadisle ilgili birkaç açıklamayı kısaca belirteyim:

İsimlerin sayılması veya ezberlenmesi konusunda iki rivayet var. Bazı rivayetlerde '' ihsâ '' - saymak - bazılaında ise, '' men hafızahâ -  hafızaya alma, ezberleme  kelimesi geçiyor. Sahabiden Ebu Hüveyre'den  rivayetlerden bazılarında hadisin sonunda '' O tektir, tek olanı sever ''eklentisi bulunuyormuş.

Allah'ın isimleri ve O'nun bu isimlerle anılması konusuna Kur'an'da çok önem veriliyor. O'nu anmaya 2/152,198, 4/103, 8/2, 45, 43/13... ve 32 ayette, yani toplam 38 defa değiniliyor.

===  Allah'ın anmak en büyük ( şey-ibadet ) tir. ( 29/45 )

===  Allah'ı ananların ödülü...( 33/35 )

===  Allah'ı anmakla kalplerin yumuşaması ( tatmin olması ) ( 57/16-17 )

===  Allah'ı anmaya kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun !...( 39/22 )

===  Beni anın ki, bende sizi anayım. ( 2/152 )

Gelelim şimdi bu çok bilinen, tanınan hadisin neden gerçek olmadığı iddiama:

Efendim, Kur'an'a ilgim sebebiyle 30 seneden fazla bir süredir, onu inceliyor ve tanımaya çalışıyorum. Bu arada, uzun süreli bir çalışma ile aşağıda not olarak vereceğim kaynak eserlerin yardımı ile belirlediğim Allah'ın Kur'an'daki isimleri ve anlamlarını daha önce  '' KUR'AN'DAKİ ALLAH '' başlıklı yazımda verdim.

http://blog.milliyet.com.tr/kur-an-daki-----allah---/Blog/?BlogNo=485760

Bu çalışmayı yaparken;  hadisle, Kur'an'daki isim ve sıfat verileri arasında bir tutarsızlık olduğunu farkettim. 

İşte bu ön bilgiler ışığında delillerim:

===  Hadis rivayetlerinde yukarıda belirttiğim gibi isimleri ''saymak '' veya '' ezberlemek ''konusunda farklı iki rivayet var. Sonuçları itibariyle iki anlam arasında büyük fark var.

===  İsimlerin toplam sayısı da çok farklı. Hadisteki 99 saysına karşı Kur'an'da 133 isim ve sıfat'ın mevcudiyeti söz konusu.

===  Hadisteki 99 ismin 86 adedi Kur'an'da yer alıyor. 13'ü yer almıyor. Bu konuda da ikisi arasında büyük tutarsızlık var.

===  Hadiste bu isimleri sayan ve ezberleyenlerin Cennet'e gireceği hükmü var. Bilindiği gibi Cennet'e veya Cehennem'e girme kararı ve hüküm verme yetkisi, ahiretteki yargılama sonucunda ve yalnızca Allah'a aittir.

Bu konuda; ''Hüküm Allah'ındır. Hüküm verme ( yetkisi ) Allah'a aittir '' hükümlerini içeren bir çok ayet vardır. ( 2/209, 220, 260, 7/89, 60/10..... ve 23 ayet, toplam 28 ayet )

===  Yine bu meyanda hadis rivayetinde mantık hatası vardır. Allah'ın isimlerini saymak veya ezberlemek Cennet'e girmek için tek başına yeterli bir sebep olabilir mi ? ( Ne yazık ki bu doğrultuda sevap-günah hükümlerini, Cennete veya Cehennem'e girme vaadlerini içeren Kur'an'ın metnine ve ruhuna aykırı binlerce uydurma hadis vardır. Ve toplumca kabullenilmiştir. ) Cennet ve cehenneme girme hükmü, yaratıcı tarafından insann yalnızca bir işlemi ve eylemi ile mi, yoksa tüm hayatı boyunca oluşan artı ve eksilerinin değerlendirilmesi sonucunda mı oluşturulucaktır ?

===  Gelelim bu hadis rivayetinin sahih yani gerçek olamayacağı konusundaki en önemli  delile: Kur'an'da Yaratıcımızın özel ismi olan ''ALLAH''kelimesi Allah ve Lillahi şeklinde  tam 2699 defa, Allahümme ! ( Ey Allahım ! ) şeklinde de 5 defa olmak üzere toplam 2704 defa kullanılmaktadır. Yaratıcımızın bu isminden sonra Kur'an'da en çok tekrarlanan ismi  '' RABB '' ismi ( Kur'an toplam olarak tam 970 defa geçiyor ) ''Düzenleyen, çekip çeviren, terbiye eden'' anlamlarını içermekte, kullanılma ve anlam olarak Allah isminden sonra en çok önemi arzetmektedir. Kur'an'daki duaların büyük çoğunluğu bu Rabb ismi ile yapılmaktadır. İŞTE ALLAH'IN BU ÖNEMLİ İSMİ,  HADİS RİVAYETİNDE YOKTUR !...

Kur'an hükümlerini en iyi özümseyen kişi olarak, Kur'an'a aykırı bir söz söyleyemeyeceğine göre bu çok tanınan sözün Peygamberimize ait olamayacağını düşünüyorum.



NOT: Bu yazının hazırlanmasında faydalanılan eserler:

---  KUR'AN'DA ULÛHİYET - Prof.Dr. Suat YILDIRIM - Kayıhan Yayınları

---  KELİME VE KONULARINA GÖRE ALFABETİK KUR'AN FİHRİSTİ - Recep AYKAN  - Pınar Yayınları

---  MUALLİM CD'si

TALMUT'TAN; TEVRAT'TAN MÜSLÜMANLIĞA '' HADİS '' SOKUYORLAR::.. Ramazan Kurtoğlu )

26 Aralık 2018 Çarşamba

HACI OLMAK BİR DÜNYA ÜNVANI MIDIR ?....



Hac ibadetinin '' Hacı Babam, Hacı Annem, Hacı Bey, Hacı Dedem '' gibi kişilerde, " Hacı Şakir Sabunları, Hacı Hasan Baklavalar ı'' gibi, ticaret ünvanlarında ve hatta Apartman isimlerinde kullanılmasında bir terslik ve istismar olduğunu düşünmüş ve bu konuyu, bir zamanlar Vatan Gazetesinde dini konularda yazı yazan ve eski DİYANET İŞLERİ BAŞKANLARIMIZDAN olan okuyucularından gelen sorulara verdiği cevapları yayınlayan Sayın Prof Dr. Süleyman Ateş'e  hocamıza bir mail atarak danışmıştım. Allah razı olsun gecikmesini önlemek için adresime mail atarak cevapladılar.

Aşağıda sorumu ve lütfettikleri cevabı içeren mailleri yayınlıyorum.

22/03/2007

Değerli Hocam

Allah'ın selamı üzerinize olsun. Hac ibadetinin günlük hayatımızda uygulanmasında bence mevcut olduğuna inandığım bir aksaklığa takılıyorum. Sizin yorumunuza ve düşüncenize ihtiyaç duyuyorum.

Hac malum olduğu üzere bir ibadettir ve diğer ibadetler gibi Allah ile kul arasındadır. Başka Müslüman ülkelerde öylemidir bilmiyorum, fakat bizim ülkemizde ahierete yönelik olan bu ibadet, dünya ünvanı gibi kullanılıyor, istismar ediliyor. Hacı Babam, Hacı Anne, Hacı Bey .... gibi. Eskişehir'de ikamet ettiğim Apartmanın ismini de bu şekilde koymuşlar: '' Hacı M.. E.... Apartmanı ''. Hatta mezar taşlarına bile ünvan olarak yazılıyor. Bu işte, bu uygulamada bir terslik var gibi geliyor bana. İnançta ve ibadette ihlası zedelediğini düşünüyorum.

Çok konuda olduğu gibi bu konuda da sizin yorumunuzu öğrenmek ve aydınlanmak bizleri mutlu edecektir.

23/03/2007

Cevap:

Hac dediğiniz gibi namaz gibi, oruç gibi bir ibadettir. Hac yapan kimseye, hac esnasında hâcc yani hac ibadetini yapmakta olan kişi denilir. Nasıl ki namazda olan kimseye de musalli ( namaz kılan ) denilmektedir.

Ama hacdan döndükten sonra bu ibadetin bir ünvan olarak kullanılması tamamen bid'attır. Peygamber sahabilerinin hiç birine hacı ünvanı verilmediği gibi mezhep imamları da böyle bir ünvan taşımaz.

Şimdilerde bu ünvan, bir yandan haccı teşvik amacında bir yandan da aslında pek yüceltici sıfat bulamayanlara verilmiş bir yüceltme, biraz da övünme sıfatıdır. Ama meşhurlar böyle bir ünvan kullanmazlar. Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal sanıyorum ki bir kaç kez hac yaptı ama '' Hacı Turgut '' ünvanı taşımazdı. İsim söylemek belki sakıncalı olur diye baş isim zikretmiyorum. Hac meselesi böyle

İMANSIZ AKIL -- AKILSIZ İMAN ....



Habertürk TV kanalında '' Öteki Gündem '' isimli bir tartışma, bilgilendirme programı var. Farklı ve önemli konular ele alınıyor, konunun uzmanları tarafından değerlendiriliyor. Bu programlarda sıkca misafir edilen değerli bir akademisyen var. Prof. Dr. Ramazan Kurtoğlu. Hafta sonları Cuma geceleri yayınlanan son programda Ramazan Kurtoğlu Hoca şöyle bir söylemde bulundu:

İmansız akıl -- Akılsız İman

Açılımını da şöyle yaptı: Sözde Hristiyan inançlı Batı ülkeleri insanların da genellikle '' iman '' yok. Fakat aklı da ön plana alıyorlar ve aklı kullanıyorlar. En son ve en mükemmel dinle şereflendirilen Müslümanlarda ise iman var fakat, Allah'ın insanlara bahşettiği '' akıl '' nimetini, ayrıcalığını hiç kullanmıyorlar.

Bu söz çok hoşuma gitti, bende bu konuda bilinen bazı gerçekleri hatırlatayım dedim: 

Batı ülkeleri insanları bilindiği gibi genellikle Hristiyan inançlıdır. Yahudilikle birlikte Hristiyanlık dinleri, mensupları tarafından müdahale edilip saptırılarak  tahrife ( bozulmaya )  maruz kalmış, aklını kullanabilen insanların kabul edemeyeceği şekilde ilkelleştirilmiş ve şirk dinleri haline getirilmişlerdir. Bu sebepten özellikle Hristiyanlarda inanç zafiyeti başlamış, neredeyse yüzde elliye yakın bir oranda ateist olmuşlardır. 

Müslümanlar ise batı ülkelerine oranla oldukça yüksek oranda iman vardır. Ateistlik oranı düşüktür. Fakat akıl nimetini kullanmadıkları için imanları da onları yeterince manipüle edememekte, doğruya yöneltememektedir.

Kur'an Akılın kullanılmasına çok önem vermiş ve 49 yerde akıl konu edilmiştir. Fakat bu akıl durağan aklı değil, kullanılan, değerlendirilen akıldır.

‘’ Yine de akletmeyecek misiniz, aklınız ermiyor mu? ‘’ ( 3/65, 23/80, 37/138 )

‘’ Onların çoğu işitir ya da aklını kullanır mı sanıyorsun? ( 25/44 )

’ Bunda aklını kullanan bir toplum için ayetler ( deliller ) vardır ‘’ ( 13/4 ) 

Ayrıca 18 yerde '' akıl sahipleri ve temiz akı sahipleri  ''  şeklinde hitaplar, uyarılar vardır:

‘’ Akıl sahipleri, eski milletlerin terk edilmiş harabe yurtlarına bakarak ibret alırlar. ‘’ ( 20/128 )

‘’ Ey temiz akıl sahipleri benden korkun! ‘’ ( 2/197 )
’ Temiz akıl sahipleri, kötülüğü iyilikle savarlar. ‘’ ( 13/22 ) 

Yüce Allah’ın akıl ile ilgili mesajlarına devam edelim:

‘’ Kur’an’ı akıl erdiresiniz diye, kendi dilinizde ( Arapça ) indirdik. ‘’ ( 12/2, 13/37 ve 9 ayette )

‘’ Biz o Kur’an’ı senin dilinde indirerek kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar diye ‘’ ( 44/58 ) 

Yukarıdaki iki ayette görüldüğü gibi Kur’an’ın Arapça dilinde indirilme sebebi Arap kavmine ve Arap bir peygambere indirilmesidir. İndirilme sebebi de düşünüp öğüt alınması içindir. Tüm bu mesajlara rağmen, Kur’an’ı öğrenme ile ilgili çabaların Kur’an’ı anlamaktan ziyade hala, Arapça orijinalinden anlamayarak okumaya yoğunlaştırılmasını anlamak mümkün mü? 

Aklını kullanmayanlara Allah’ın ne gözle baktığını öğrenmek ister misiniz? O halde buyurun:

‘’ ... Sen onlardan çoğunun söz dinleyip akıl ettiklerini sanıyor musun ? Oysa onlar hayvanlar gibidirler, hatta daha da sapıktırlar.  '' ( 7/179, 2544 )

‘’ Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler ‘’ ( 2/171 ) 

Görüldüğü gibi aklını kullanmayanları Allah, sağır, kör, dilsiz, sapık ve hatta hayvan olarak değerlendiriyor ve kızıyor, ve cezasını açıklıyor:

‘’ Allah pisliği ( azabı ve rezilliği ) aklını kullanmayanlara verir. ‘’ ( 10/100 ) 

Bu sonuç ve hükümlerden sonra, kendisinin en büyük lütfunu değerlendiremeyen ve bu sebepten zor ve kötü durumlara düşen insana Allah yardım eder mi, onun isteklerini yerine getirir mi? 

İşte bu sebepten aklını kullanmayan Müslümanlar, maddı, manevi ve sosyal alanlarda bugün dünyanın en geri ülkeleridir.

70 MİLYON ATLETİN KATILDIĞI YARIŞTAN HABERİNİZ VAR MI ?...



Bir yarış düşünün 70 milyon yarışçı atlet katılıyor. Yarışı sadece birisi kazanıyor.
Kim olabilir bu başarılı yarışçı ?
Sen, ben, hepimiz.
Dünyaya gelmiş ve yaşayan veya yaşamayan her insan, İşte bu yarışın kazananı...

Konuyu en baştan alalım:
70 milyon sayısını hiç tasarladınız veya düşündünüz mü ? Saymayı denemeyi düşündünüz mü demiyorum. Bu da olanak dışı. Ben şöyle kabaca bir hesap yaptım. Birden 70 milyona kadar saymak için, hiç uyumadan 24 saat ve her an sayıma devam etseniz tam 812 gün yani 2 seneden fazla süre gerekli. Günde 8 saati bu iş için ayırırsanız yaklaşık 7 yıl süreli bir iş. Bir zamanlar enflasyon sebebiyle paramız milyon kere küçüldüğü için milyonlu ve milyarlı sayılar olağan geliyordu, alışmıştık.
Yalnızca bir den bir milyona kadar saymak için dahi hiç uyumadan devam etmek suretiyle yaklaşık 12 gün süre gerekli.

Tüm bunları niye yazdım ? Milyon ve milyonlu sayıların büyüklüğünü ve önemini kavrayabilmemiz için. Buradan da insan denen varlığın mucizevi özelliklerine geleceğim. 
Döllenme denen olayın oluşması mucizevi bir olay da onun için.

Bir santimetreküplük yani bir atımlık menide normal olarak 70 milyon civarında yani yakaşık ülkemizdeki insan sayısı kadar ve üzerinde canlı ve hareketli tohum olması gerekli ki, annenin ayda bir rahime gelen yumurtası döllenebilsin. Canlı tohum sayısı 70 milyondan az olduğunda döllenme şansı azalıyor. Eğer menideki canlı tohum sayısı 60 milyondan az ise döllenme olamıyor ve kısırlık söz konusu edilebiliyor. 
Yani bir atımlık menide yaklaşık ülkemiz nüfusu kadar sayıda tohum mevcut olacak ve yalnızca bir tanesi annenin yumurtasını delebilecek ve döllenme olacak. 

Bundan 55 yıl önce Ankara'da yatılı Demiryolu Meslek Lisesi'nde öğrenciyim. Sağlık Bilgisi dersi öğretmenimiz bir gün bizi Hıfzısıhha Enstitüsüne götürdü. Menideki insan tohumlarını mikroskop altında incelemizi sağladı. Sayısız, çok hareketli insan tohumu kuyruklu canlılar. Mucizeye tanık olduk ve çok etkilendik. Bu olgu, bir tek insanın dahi oluşumunun mucizevi bir olay olduğunu göstermiyor mu ?

Mucizeyi iyi kavramak için biraz geriye dönelim: Dünyamız bir yıldız olan Güneş’imizin bir uydusu. Galaksimizde bizim Güneşimiz gibi 300 milyar yıldız var.  Ve onların da belki de 5 trilyon Dünyamız gibi gezegeni.

Evrende de 300 milyar Samanyolu Galaksimiz gibi galaksi olduğu tahmin ediliyor.
Bu akıl almaz çokluk ve büyüklük içinde Dünyamızda yaşayan7 milyar insan sayısı da çok büyük bir rakam değil.
Bu 7 milyar insandan her biri, en az 60 milyon tohum içinden seçilerek gelmiş ve hayata merhaba demiş.
7 milyar insan her biri diğerlerinden yüz, vücut, huy ve davranış özellikleri bakımından farklı ve özel. Katiyetle bir benzeri yok. Her insan mucizevi olarak farklı ve özel.
Çünkü yaratan onlara ruhundan üflemiş, yani kendi özelliklerinden vermiş.

Bize sırada gibi gelen yaşantılarımız da sıradan değil.
İnsanın bir yaratılış amacı ve bize uzun gelen, fakat yaratılış ölçeğinde çok kısacık olan yaşantısında bir görevi var.  Onu yaratan ona şah damarından da yakın olduğunu ve her an denetlediğini bildiriyor. Yaratılışı ve dünyaya gelişi mucize olan insan, yeryüzünde tek aklı olan varlık olarak da, özel.

Yani sıradan değil...
Sıradan olmayan insanın da diğer tüm canlılar gibi olmaması ve sıradan yaşamaması gerekiyor.
Yaşantısında bir sorumluluk ve anlam olması gerekiyor...

Yukarıda yazdıklarımın da dayanağı şu ayetlerdir:

*** Allah insanı en güzel bir şekilde yarattı ( 95/4-6 )

*** İnsanları ve cinleri bana kulluk ( ibadet ) etsinler diye yarattım. ( 51/56-57 )

*** Yerde ve gökte her şey insanın hizmetine verildi. ( 2/22, 13/2 ve 22 ayette)

*** İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyor ? ( 75/36 )

*** İnsan imtihan edilen varlıktır. ( 47/31, 72/16-17, 76/2 )

*** İnsanın üstünlükleri ( 2/34, 7/11 ve 7 ayette )

*** İnsan yer yüzünün halifesidir. ( 2/30, 6/165 ve 6 ayette )

*** İnsana ruhundan üflemesi ( 15/29, 38/71-74 )

*** Allah’ın insana şah damarından yakın olduğu ( 50/16, 2/186 )

ZEHİRLİ İNSANLAR ... ( çoğumuzun hayatında böyle insanlar vardır )

HUZUR BULACAKSIN! SABRET ( Video Lyrics )

APTALLAR -- ŞİZOFRENLR -- CAHİLLER

    ================================== APTALLAR .:: Aptal Olduğunu ŞİZOFRENLAR ::  Şizofren Olduğunu C A H İ L L E R  :::: C a h i ...