5 Haziran 2022 Pazar

Kur'an'daki Dini -- Ülkemizde En İyi Anlayan -- 3 Kişi ... -- II --

 Kur'an'daki  Dini -- Ülkemizde En İyi Anlayan -- 3 Kişi  -- II -



***** Bu yazımın 5 gün önce yayınlanan ilk bölümü aşağıdadır: ******


Bu yazımın başlığı iddialı gelebilir. Hemen ilave edeyim  BENCE  ilk 3 kişi. Yani burada vereceğim bilgiler ve aktaracağım görüşler bana aittir. Kişiseldir. Başkalarının görüşlerine de saygı duyarım.

Neden böyle bir görüş oluştu bence derseniz tabii ki gerekçemi belirtmem gerek... Efendim, ben Kur'an sevdalısıyım. Şu an 77 yaşındayım. Yaşamımın gündelik çalışma ve diğer yaşam aktivitelerimin dışında kalan -- son 36 yılında -- tüm kendime ayırdığım zamanların neredeyse yüzde sekseninde en önemli meşguliyetim, çalışmam, hayatımın eksenindeki en büyük tutku Kur'an olmuştur. Yani bir KUR'AN SEVDALISIYIM !...Okudum, okudum. İnceledim, araştırdım, daha doğru bilgi ve inanca ulaşmak için çabaladım, didindim...

Tam sayısını bilmediğim yaklaşık 400 eserden oluşan özel bir KUR'AN KİTAPLIĞIM OLUŞTU. Başta  Milliyet Gazetesi Blog sitesindeki sayfamda on yıl sürede  yayınladığım 1600 civarındaki  yazılarım toplam 3 milyon civarında okundu. Bu yazımlarımın en önemli konusu da yine Kur'an oldu. Başka blog sitelerinde de faaliyetlerimi sürdürdüm. Son 3 senedir de bu yazımın yayınlandığı  '' BLOGSPOT '' sitesinde '' Süleyman Sırrı'dan '' -- isimli  köşemde Kur'an ağırlıklı paylaşımlarıma devam ediyorum. ( 713 yazı  390 bin civarında okunma ) Yazılarımın linklerini sosyal medyada  FACEBOOK ve TWİTTER'de  veriyorum. 

Bendeki bu sevdanın nasıl başladığının hikayesine gelince; 9 - 10 yaşlarımdan itibaren  aile büyüklerim, çevrem ve din adamlarının - din - konusundaki anlattıkları ilgimi çekti, ama aktardıkları bilgi ve inanç öngörülerini tam benimseyemedim, aklıma yatmadı, tereddütlerim bitmedi...

Hep NEDEN, NASIL ve ACABA ... ? soruları vardı zihnimde, bunlara çevremden, incelediğim kitaplardan medyada izlediğim din adamları ve  ilahiyatçı hocalardan ruhumu tam tatmin edici cevaplara ulaşamadığım için 40'lı yaşlarımdan itibaren '' doğruyu arama yolculuğuna '' bizzat çıktım. Kur'an'daki doğru yani '' GERÇEK  DİNİ '' öğrenme çabam yukarıda anlattığım gibi yaşam amacım oldu...  ( DEVAM EDECEK )

ilk okul öğrencilik dönemimde bir yaz tatilinde ailem tarafımdan mahallemiz camii hocası tarafından  verilen Kur'an'ı Arapça orijinal metninden okuma  öğretimine gönderildim. Bir ay süre devam ettim Kur'an'ın 50. sayfasını bitirmişken, sıkıldığım için ayrıldım. Sonradan 50'li yaşlarımda bazı kelimelerin anlam derinliğine ulaşabilmek için kendi imkanlarımla yeniden Kur'an harflerini ve okunuşunu öğrendim. Fakat Kur'an'ı Arapça okunmasının gereğine ve böyle davranmakta ısrar edilmesine ve bunun Allah yanında makbul olduğuna inanmıyorum. Çünkü Allah'ın insanlara mesajı olan bu kitabın içinde anlaşılarak, öğrenilerek okunmasının gerekliliği hakkında ayetler olduğunu biliyorum...

***************************------------ D E V A M  E D İ Y O R U Z ---------  ************************

Bu yazımın başına fotoğraflarını koyduğum, bence ÜLKEMİZDE  KUR'AN'DAKİ DİNİ EN  DOĞRU VE İYİ ANLAYAN 3 kişi;  ikisi ilahiyatçı, Mustafa İSLAMOĞLU ve İhsan ELİAÇIK ile ilahiyatçı olmayan fakat kendi mesleği olan Tıp ilmi çalışmaları yanında öğrencilik döneminden itibaren kendisini Kur'an'ı anlamaya adayan Akademisyen, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeliğinden  emekli NÖROLOG Prof.Dr. GAZİ ÖZDEMİR'dir.

Bu kanıya varmak kolay olmadı. Çünkü insanlar,  duygularının  ve o konudaki daha önce öğrendikleri, benimsedikleri bilgilerinin etkisi altındadırlar. Bir bilgi inanç haline geldiğinde değişmesi çok zor oluyor. Bu doğruyu arama yolculuğunda, işte tamam en doğru bilgiler bu kişidedir diye kanaat oluşuyor, uzunca bir zaman diliminde de bu kanınız devam ediyor, Fakat bir gün o insanın verdiği bir bilgi veya aktardığı inanç size ters geliyor, kabullenmekte zorlanıyorsunuz. Veya o alanda bir başka kişinin görüşleri size daha yakın gelmeye başlayabiliyor. O zaman inancının biraz sarsılıyor, tereddütler, ikilemde kalmalar başlıyor:

----  O mu, bu bu ?... Hangisi daha doğru söylüyor ?...

İşte bu 3 kişinin en  KUR'AN'DAKİ DİN ALNINDAN  mevcut bir çok isim arasında  Kur'an'ı en iyi anlayan 3 kişi olduğu kanısı oluştu bence...  Böyle konularda insanların görüşlerini etkileyen, yanlışa veya doğruya götüren birkaç seçenek ve tuzak var : Bir kişinin fikirlerinin çoğunu benimsiyorsunuz.  Fakat öyle bir an geliyor, bir görüşü sizin bilgi, inanç ve kabullerinize ters geliyor:

Hadaa ne olacak şimdi ?...

İnsanların çoğu hemen yön değiştiriyor. İyi ve makbul görüşte dediği insan hakkındaki olumlu tavrını değiştiriyor. Onu ( + ) lar listesinden çıkarıyor, ( -- ) 'ler listesine alıyor. Fakat ben böyle bir davranmıyorum: Bir çok konuda fikir birliği içinde olduğum kişiyi tek bir veya iki konuda  benim kabullerim dışında  kaldı diye dışlamıyorum. Böyle bir  davranışın haksızlık olacağına ve tolerans  göstermenin daha doğru olacağına inanıyorum:

Çünkü, daha gerçekçi olmak ve iki kişinin her konuda tıpatıp aynı bilgi, görüş  ve inanışta olamayacağını biliyorum.

Zamanımızda, bilgi ve inanç konuları alanında -- DOĞRU VEYA YANLIŞ -- bilgi ve görüş bombardımanı ve etkisi -- medya ve internet -- alternatiflerinin çokluğu ve farklılığı sebebiyle yanıltılma ve yanılma tehlikesi altında olduğu önemli bir gerçek olgudur.

İsmini verdiğim bu 3 kişi ile de, tam bilgi, inanç, görüş birliği içinde olduğumu da söyleyemem, her birinden bazı konularda  biraz farklı yaklaşmam söz konusu, ama KUR'AN'DAKİ  GERÇEK  DİNİ ANLAMA ana çerçeve olunca genel mutabakatım döz konusu... 

15-20 sene önceleri bir dönem Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış olan Prof. Dr. SÜLEYMAN ATEŞ Kur'an'ı en iyi anlayanlar arasında idi. Bir de bu konuda ismi anılması gerek, ilahiyatçı  olmayan değerli bir Kur'an adamı  var: İstiklal Marşı Şairimiz rahmetli M.Akif Ersoy var...








25 Mayıs 2022 Çarşamba

İÇİNDE ALINTERİ VE EMEK OLMAYAN -- MUTLULUK --

 


İÇİNDE  ALINTERİ  VE  EMEK OLMAYAN   --  MUTLULUK --

İÇİNDE ALINTERİ VE EMEK OLMAYAN  MUTLULUKLAR, İNSANI ALDATAN BİRER SERAP OLUP; ONU RUHEN TATMİN ETMEKTEN ÇOK UZAKTIRLAR.

-- GERÇEK  MUTLULUK -- MUTLAKA BİR ÇABA VE EMEĞE BAĞLIDIR... (*)


(*) Doç. Dr HAYATİ AYDIN -- KUR'AN'DA PİKOLOJİK İKNA -- S.12 -- TİMAŞ yayınları / 2005 İstanbul



22 Mayıs 2022 Pazar

TANRI VARSA >> NEDEN '' K Ö T Ü L Ü K '' VAR >> ?...




TANRI VARSA NEDEN  KÖTÜLÜK  VAR ?

Bu soru, Ateist düşüncenin  kendi yaklaşımına en büyük dayanak ve problem olarak öne sürdüğü bir konudur, sorun ve sorudur bu... 

Tanrı varsa ve kullarını seviyorsa evrende neden kötülük var ?

Neden kötülüğe izin veriyor ? Kötülüğü engellemeye gücü yetmiyor mu ?

İzin veriyorsa bu mutlak iyi olduğu söylenen  ve kullarını seven Tanrı düşüncesi ile nasıl bağdaşır ?

Kıt aklın, yani kendisine verilen bir yeteneği kullanamamanın, yeterince düşünmemenin ve çok dar bir pencereden  kendi yaklaşımı doğrultusunda '' taraflı '' bakmanın  sonu olarak oluşturulmuşmuş, uydurulmuş bir soru ve yapay bir problemdir  bu konu..

İnsanın bir olayı bir konuyu algılayabilmesi ve kavrayabilmesi için zıt yani tamamen ters olgu ve kavrama da ihtiyacı vardır. Bir şeye '' büyük '' demek için karşılığında '' küçük '' ve de , ''' çirkin ''  olarak vasıflandırabilmek için, onun karşıtı  '' güzel ''  bir olgu, olay ve  nesne olmalıdır.

Yani bizim yaratıldığımız evrende, her şey zıttı ile bir anlam  bulur... Az - çok, var - yok, kısa - uzun, dar - geniş ... gibi... İnsan tek düze bir hayatta sıkılır, bunalır, yaşama heyecanı duyamaz, mutlu olamaz... Örnek olarak; herkesin, her ihtiyacını karşıladığı,fakirlerin olmadığını bir ortamı düşünün, insanların yaşama  ve özellikle çalışma isteği olmaz, zengin olanlar da her ihtiyacını karşılayamaz, çünkü ağır, zor ve kirli ortamlarda çalışmak isteyen insan olmaz....

 Bu günkü yaşantıda çok zengin ve ünlülerin  yaşantıları medya aracılığı ile gözler önündedir.  Çok zenginlerin de  çok mutlu oldukları söylenebir mi ?  Onun için yaratıcının oluşturduğu düzen çok yönlü, çok renkli ve çok seçeneklidir. İnsanın mutlu olması ve yaşama heyecanı duyması için bu zıtlıklara, farklılıklara  ve aksaklıklara, olumsuzluklara da  ihtiyaç vardır. Yaşam bunlarla anlam bulur... 

Her gün, her mevsim, her yer ve her insan farklıdır. Bugünkü düzende, insanlar bir çok ihtiyaçlarını ve problemlerini halletmiş durumdadırlar. Ama bu güzel evleri, inşa edecek işçiye, mühendise, yük taşıyan, ağır zor işler ile, kanalizasyon gibi hizmetlerde çalışacak insanlara da ihtiyaç vardır.

Hiç bir düzende herkes zengin, herkes fakir, herkes cahil, herkes bilinçli olamaz.. Olursa yaşamanın bir anlamı kalmaz... 




 



18 Mayıs 2022 Çarşamba

ATEİZM' İN İNSAN' A BAKIŞI

 




ATEİZM'İN  İNSAN'A  BAKIŞI

Madde ötesini ve paralelinde manevi inançları reddeden, materyalist felsefe anlayışına göre evren yaratılmamış, kendiliğinden ezeli olarak var olagelmiştir. Bu kabule göre evrenin ve evrende - bir şekilde - kendiliğinden oluşan yaşamın herhangi bir amacı yoktur. Canlının - tek amacı - yaşadığı kısa süre içindeki canlılığını, yaşamını en iyi şekilde sürdürebilmesidir.

Bu durum evrenin ve yaşamın başlangıcına ve insanın nereden geldiğine ve dünyada ne için yaşadığına; yani hayatın amacına dair soruları tamamen belirsiz ve yanıtsız bırakan ya da insanı ve yaşamı tesadüflere mal eden bir anlayıştır kuşkusuz... Oysa vahyi ve dini red eden kesimin en sık kullandığı kavram '' Aydınlanma '' dır. Ve yine onların iddialarına  göre bilim ve akıl, .insanı karanlıklardan ışığa çıkaran yegane araçtır.

Acaba gerçekten öyle mi ?...

Düşünen her insan yaşamında bir kez dahi olsa şu soruları kendine sormuştur:

Nereden geldim ?

Hayattaki amacım ne ? 

Neden yaşıyorum ?

Öldükten sonra nereye gideceğim ?

Bilim ve aklın bu sorulara verdiği cevaplar şunlardır:

'' Ey insanlar;

Sizler hiçlikten, yokluktan tesadüflerin ve bir takım rastlantılar ile bazı kaotik şartların sonucu olarak dünyaya gelen hayvanlarsınız. Aslında sizler de maymunlar ailesinin ve gelişmiş birer ferdisiniz.  Geçmişiniz tamamen belirsiz ve karanlık... Sizler, amaçsız, gayesiz, hedefsiz, bilinçsiz kör tesadüflerin ürünüsünüz...

Hayatta yaşamaktan başka bir amacınız yok. Her durumda ne olursanız olun öleceksiniz. Bu dünyada yaptıklarınızın hiç bir anlamı olmayacak, yalnızca sağlığınızda tattığınız zevk ve hazlar yanınızda kar kalacak. Ruh diye bir varlıkta yoktur. Sevap ve günah gibi kavramlar gerçek dışıdır. Eğer birilerine iyilik yapacaksanız sakın size bir karşılığı olacağını sanmayın. Keza dünyanın en şerli, zalim ve zorba insanı olsanız da yakalanmadan ölürseniz kimse size hesap sormayacaktır...

Dünyadaki yaşamın en temel yasası '' GÜÇLÜ OLAN HAYATTA KALIR ''' yasasıdır. Zira  EVRİM zayıfları yok eder. O halde hayattaki insanın en önemli ilkesi bir şekilde GÜCÜ elde etmek ve onu elinde tutabilmek olmalıdır.

Keza dünya bir savaş meydanıdır, güçlülerin hayatta kaldığı, zayıfların haklı olsalar da yok olmaya mahkum oldukları bir savaş bu...

Yani salt akıl  ve bilime göre geçmişi karanlık ve belirsiz olan insanın geleceği de geçmişin karanlığından daha karanlık ve sıkıntılı karanlık olacaktır. Evrende başıboş, savunmasız ve yalnız olan insan, bir mikroptan tutunda göktaşlarına kadar tüm düşmanları ile boğuşmak zorunda kalan aciz, zayıf ve çaresiz bir varlıktır... (*)

İşte materyalist felsefenin öngördüğü ateist insan !...



(*)  Gece Kitaplığı yayınlarından Metin Aydın'ın ATEİZM YANILGISI - Ankara  -- 2015 -- S.101-103




17 Mayıs 2022 Salı

ALLAH GÖKLERİN VE YERİN NURUDUR... /// Nur / 35 ///

 



ALLAH  GÖKLERİN VE YERİN  NURUDUR... ///  Nur / 35  ///

Yokluktan ve karanlıktan doğmasını sağladığı evreni, hayatı ve insanı aydınlatan, evrene, insana ve hayata bir anlama katarak, evrendeki tüm karanlıkları ve belirsizlikleri ortadan kaldıran; 

İnsanı aciz, zayıf, biçare ve tüm diğer yaratılanlara muhtaç olmaktan çıkarıp onu varlıkların en üstünü olmakla şereflendiren tek ve en değerli bilgi ALLAH'IN VARLIĞIDIR...

Bu anlamda ALLAH, varlığı ile yerleri ve gökleri, yani evreni aydınlatan, anlamlandıran bir müjde, bir nurdur...

O'nun ışığı ile evrene bakıldığında insan, sıradan bir canlı yani hayvan değil; evrene hükmeden sonsuz güce sahip, son derece lütufkar ve şefkatli ve adil büyük yaratıcı Zat'ın  '' evrendeki değerli ve aziz bir misafiri'dir. ''

Bir misafirhane olduğu için elbet bir gün Dünya'dan ayrılacak olan insanın amacı bu misafirhaneye saldırmak, düzenini bozmak ya da onu sahiplenmeye kalkarak ona saplanıp kalmak değil, bu büyük, gösterişli ve sanat ürünü  misafirhanenin sahibini tanımak ve sevmek, O'nun öngördüğü gibi ahlakla donanıp;

O'nun kendisine verdiği tüm nimetlere, güzelliklere maddi ve manevi tüm imkanları ile teşekkür etmek, bu düzenin  bozulmadan, yozlaşmadan devam edebilmesi için yardım ve katkıda bulunarak, konulan kurallara göre yaşamak olmalıdır... (*)




(*)  Bu yazının hazırlanılmasında Gece Kitaplığı - 2015 - yayınlarından Metin Aydın'ın ATEİZM YANILGIISI isimli eserinden (s.107 - 108 ) faydalanılmıştır.

APTALLAR -- ŞİZOFRENLR -- CAHİLLER

    ================================== APTALLAR .:: Aptal Olduğunu ŞİZOFRENLAR ::  Şizofren Olduğunu C A H İ L L E R  :::: C a h i ...