17 Aralık 2020 Perşembe

Olağan üstü ilginç bir eseri tanıtıyorum: U Y A R I Ş ...


 

Kısa bir süre önce Eskişehir'de bir sahafta elime geçen ve çok etkilendiğim ve çok ilgi  çekici bulduğum bir eseri tanıtmak istiyorum sizlere bu gün: 

Adı: U Y A R I Ş . Yazarı: MAHMUT ŞİŞMAN YAZICI  Yayınevi ve yılı : MDE -- 2018 -- İstanbul

400 sayfa hacmindeki bu eserin önce arka kapağındaki tanıtım yazısını vereceğim, sonra da kendi görüşümü belirteceğim:

'' Beninizin, şeytanınızın sesini duymak istiyorsanız zihninizi dinleyin. Düşmanınız en bulamayacağınız yerde saklanır. Şeytani zihninizin en korktuğu şey açığa çıkmak, fark edilmektir. Şeytanın zihninizi ne kadar ele geçirdiği çektiğiniz acılarla doğru orantılıdır. Siz şeytani zihninizle ne kadar özdeşleşmişseniz o kadar acı çekersiniz. Bu acıdan kurtulmak için şimdiye, şimdiki zamana, geniş zamana dönmeniz gerekir. Çünkü şeytani zihinden kurtulup özgürleşirsiniz özünüze dönersiniz. Bütün doğa ile evren bir olduğunuzu anlar, tevhidin de gerçek manasını yavaş yavaş anlamaya başlarsınız.

Bu yeniden doğuştur, uyanıştır, var olmaktır ... ''

Yaşamımın son 35 yılında  başta Kur'an olmak üzere ilgi duyduğum konularda inceleme ve araştırma yapıyorum. Öğrendiklerimi ve bulgularımı 10 yıl kadar  milliyet gazetesi blog sitesinde olmak üzere, çeşitli blog siteleri ve son 2 senedir de Blogger'de ( blogspot.com ) ve Twitter, Facebook gibi sosyal medya ortamlarında yayınlıyorum. 22 sene kadar önce de  KUR'AN'IN SIRRI isimli  kitabımı yayınladım.

Bunları neden anlatıyorum ?

Bu eseri çok güzel ve ilginç buldum. Şöyle ki ;

Bu bu eserin yazarı Mahmut Şişmanyazıcı'yı bu eseri ile tanıdım: Bu güne kadar okuduğum incelediğim ve 400 civar özel bir kitaplık oluşturduğum Kur'an konulu eserlerden çok farklı, insanı saran, sarmalayan bir üslubu yani anlatım şekli var yazarın. Tüm anlatımları farklı açılara sahip ve ele aldığı konuları Kur'an çerçevesinde çok güzel, geniş ve derin olarak inceliyor. Eser Kur'an ve din  alanında ufkunuzu açıyor, bakış açınızı geliştiriyor.

Yazarın  yayınlanmış üç eseri daha olduğunu öğrendim. Kısa süre içinde İnternet kitap dağıtım sitelerinden  temin etmeyi düşünüyorum..





 

2 Aralık 2020 Çarşamba

Bir bilim adamı gözüyle KUR'AN *** Nörolog Prof. Dr. GAZİ ÖZDEMİR














İlahiyatçı değilim ama 30 yıldır, din ve özellikle Kur'an ile ilgileniyorum. Amatörce okuyup, araştırıp, inceleyip, yazıyorum. 400 ü aşkın eseri içeren  Kur'an kitaplığım oluştu. Başlangıçta dine ve Kur'an'a yaklaşımım ilahiyatçı hocalar, başka bir söylemle '' Din alimleri ''  aracılığı ile oldu.

Bu hocaların dine yaklaşımının genellikle '' GELENEKSEL İSLAM '' inanç ve kabulleri doğrultusunda olduğunu farkettim. Bu tutumun çocukluğumdan beri beni tedirgin eden bilgi, inanç ve kabulleri vardı. Akıldan, mantıktan, bilimsel yaklaşımdan uzak..

Ne gibi ?

Önce, geleneksel İslam'ın etkisinden kendisini kurtarmış ve doğruyu yakalamış, Prof. Dr. Süleyman Ateş, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Bayraktar Bayraklı, Mehmet Sağlam, Prof. Dr. Hüseyin Atay gibi sayın hocaları tanıdım ve onların eserlerini incelemeye yoğunlaştım.

Sonra, ilahiyatçı değilken, dinle Kur'an'la ilgilenen, Kur'an'a temel yaklaşımı Kur'an'ın ön planda tuttuğu akıl, mantık, derin düşünme ( tefekkür ) bilimi öne alma doğrultusunda olan hukuk, felsefe, tıp ve diğer pozitif bilim adamlarının eserlerini okuyunca, yorumlarını görünce dünyam değişti. O günlere kadar öğrendiklerimi sorgulama, bilgi ve inançlarımı daha gerçek temellerle yapılandırma gibi değişime uğradım.

Önce Osmangazi Üniversitesi Nöroloji bölümünde öğretim üyesi, Türkiye Nöroloji Derneği Başkanı Prof.Dr. Gazi Özdemir'in 12 yıl kadar önce  '' Beyin ve Din '' sonra yakın zaman da '' İslamın Şartı Sadece 5 Değil '' isimli eserlerini inceledim. Adeta KUR'AN'I  YENİDEN  KEŞFETTİM. Bambaşka engin ve farklı bir Kur'an denizi ile tanıştım.
Tabii ki değerli ve doğru yolu bulmuş ilahiyatçı akademik kariyerli hocalarımızın da eserleri değerli ve önemli ama  sosyal ve pozitif ( fen ) bilim adamlarının dine ve özellikle Kur'an'a yaklaşımı, yorum ve tefsirleri çok önemli ve  değerli sonuçlar içeriyor. Bambaşka, bugüne kadar farketmediğiniz kapıları açıyor.

Sosyal bilimler alanında temayüz etmiş akademik kariyerli Kur'an yorumcuları iki hocanın daha isimlerini vereyim. Her ikisinin de kitapları ve videoları bulunan İnternet siteleri var.

Birincisi, Prof. Dr. CANER TASLAMAN, Yıldız Teknik Üniversitesi Felsefe bölümü öğretim üyesi,
Diğeri, Yrd. Doç Dr. EMRE DORMAN, Acıbadem Üniversitesi Felsefe, Bahçeşehir Üniversitesi, İslam Felsefesi ve Din Felsefesi bölümleri öğretim üyesi.

Bu arada akademisyen olmayan fakat donanım bakımından  neredeyse  -- görüşüme göre --  tüm akademisyen ilahiyatçı hocalardan daha donanımlı olan bir ilahiyatçı hocamız var:  MUATAFA İSLAMOĞLU. Bu hocamız  derin din ve Kur'an bilgisi yanında, Kur'an'da geçen ve geçmeyen konularla ilgili pozitif bilim dalları ile de ilgileniyor.. Gerçek Kur'an yorumu konusunda şu anda en ehil bir hocamızdır.


************************************************************************************************************

















10 Kasım 2020 Salı

YUMURTA -- BİLGİ ve KONFÜÇYÜS


KONFÜÇYÜS'ün bir sözünü verince bu kadarla yetinmek ona haksızlık olur. Bir kaç sözünü daha verelim:

























 

9 Kasım 2020 Pazartesi

日本人はトルコ人のような立派な国です!...


 私は75歳のトルコ人ですが、日本人が私たちのような非常に名誉ある国であることを知った過去40年間に、彼らの国に投下された爆弾に対する復讐はいつかかるのでしょうか。 私は期待しています...もちろん、原子爆弾の使用は人類に対する犯罪です。 それは環境災害につながります。 日本が進んでいる技術技術開発の時代には、ほとんど原子爆弾を破壊することができ、環境災害を引き起こさない武器があります。 しかし、すべての人々の利益のために米国に立ち寄ってください! それは言う時間です...

7 Kasım 2020 Cumartesi

ŞANLI KURTULUŞ SAVAŞI' MIZ '' CÜRETKARLIK '' MIDIR ?...


 

Yılmaz Özdil'in son kitabı '' SON CÜRET '' piyasaya çıktığında ismi dikkatimi çekti.  Kitabı alıp okumadım ama tanıtım yazılarından Kurtuluş Savaşı'mızı anlattığını öğrendiğimden beri de şanlı kurtuluş mücadelemizin  '' CÜRET '' olarak nitelendirilerek isimlendirilmesi beni tedirgin etti.

Batı ülkelerinden ileri gelen bazılarının ülkemiz topraklarını işgali sonrası başlatmak zorunda kaldığımız ve maşa olarak üzerimize  saldırma görevi verdikleri ve maddi ve manevi olarak da destekledikleri Yunanlılara karşı verdiğimiz TOPRAKLARIMIZ SAVUNMA ve İŞGALDEN KURTULMA MÜCADELEMİZ bir              '' C Ü R E T '' ETME eylemi midir ? ..

Lütfen bir düşünün ve cevap verin, aradan geçen bir asırdır, bu savaşımıza, yani zorunlu olarak girişmek zorunda kaldığımız canımızı, topraklarımızı, namusumuzu  savunma, kurtuluş ve onur mücadelemizin bu güne kadar '' CÜRET ETME '' ismi ve eylemi olarak olarak içte ve dışta isimlendirildiğine  TANIK OLDUNUZ MU ?

Sömürgeci batıya karşı mazlum uluslara örnek olan ve cesaret veren bu NEFSİ MÜDAFA mücadelemiz, cüret diye isimlendirilebilir mi ?

Nedir CÜRET ETME eylemi ?...

Çok zor ama NEFSİ MÜDAFAA amaçlı bir savunma ve korunma eylemi CÜRET olabilir mi ?

CÜRET kelimesinde HADDİ VE HAKKI OLMADAN EYLEME GİRİŞME anlamı yok mu ? 


DEĞERLİ  OKURLAR  LÜTFEN  İNTERNET'TEN  DERLEDİĞİM  CÜRET KELİMESİNİN KULLANILDIĞI  YER İLE ÖRNEK  GÖRSELLERİ  İNCELEYİN  VE  BU  '' KİTABA  VERİLEN   '' SON CÜRET ''   İSMİNE  NEDEN TAKILDIĞIMI GÖRÜN !...
























2 Kasım 2020 Pazartesi

Neden Kıbrıs Türklerinin Yarısı ''' ASİMİLE OLDU '' -- RUMLAŞTI ???...


 




Kısa bir süre önce Kıbrıs Türk kesiminde Kıbrıs Türklerinin ve ülkemiz için hayati önemi olan bir C. Başkanlığı seçimi vardı. Neden  çok önemli idi ?  Çünkü  KKTC' nin C.Başkanı Mustafa Akın açık açık ülkesinin Türk ve Müslüman asıllı insanlarını değil, Kıbrıs Rumlarını temsil ettiğini ve sözcülüğünü yaptığını belli ediyordu ve Türk kesimin topraklarının bir kısmının Rumlara verilmesinin uygun olacağını dahi ifade ediyordu. Ve anlaşılması mümkün olmayan ve tüm ülkemiz insanını şoka sokan bu tutumunu açıkça sergilemekten çekinmiyor ve utanma duymuyordu.

Yani Mustafa Akıncı asimile olmuş yani Rumlaştı... 

Seçim sonucu bu durum, geçmişte tamamı bize ait, halende ülkemizin bu günü için de  için ekonomik ve siyasi açılardan stratejik önemi olan Kıbrıs adasının insani aidiyet boyutunun ülkemiz lehine yaklaşık % 52 -- 48 oranla Ersin Tatar'ın kazanmasına  hiç sevinemedik, ve Kıbrıs Türkünün yarısına yakınının yani % 48 inin Rumlaştığını gördük.  Bu % 48'in  fazla uzun sürmeyecek bir zaman sonra  % 50 - 51 lere ulaşma riskinin yani adanın Türk bölümünün % 50'nin altına düşme ihtimalin pek uzak olmadığı gördük. Asimile olan yani  maddi ve manevi olarak Rumlaşan Türklerin oranının Rumların çaba ve baskıları ile yapılacak  bir oylamanın sonucunda  % 50'nin altına düştüğünde Ülkemizin başına nasıl bir çorap örüleceğini düşünmek bile bizlerin saçımızı başımızı yolmamıza sebep oluyor. Rumlardan bize ait sayısı 12 ile sembolize edilen ve daha  fazla olan ege adaları üzerinde hakkımızı ararken, yaklaşık  üçte biri bizim insanımıza ait olan Kıbrıs'ın bu küçük kısmını bile elimizden almak için nerede ise  tamamına yakını karşımızda olan tüm  dünyanın seferber olması kuvvetli olasılık olarak karşımıza duruyor...

Tabii ki, akılımızda deli sorular uçuşmaya başladı. Elbette bu olumsuz gelişme aniden olmadı. Bu asimile gerçeği neden görülemedi ?

Son yıllarda ve bu kritik ortamda çok başarılı çalışmaları olan İstihbarat teşkilatımız bu olumsuz gelişmenin farkına mı varamadı, ya da alınan tedbirler mi yetersiz kaldı ?

Bu konuda bir araştırma yapılıp yapılmadığını ve yapıldı ise  ne gibi önlemler düşünüldüğü de cevap bekleyen sorulardan....





22 Ekim 2020 Perşembe

K o n u m u z : DÜŞÜNME ** Görelim bakaım KİM NE DEMİŞ ? -- 1


 
K o n u m u z : DÜŞÜNME ** Görelim bakaım  KİM NE DEMİŞ ? -- 1


*** İnsanlar yiyecek ekmek ve yatacak yer buldular mı, düşünmekten kaçınırlar. ***  Voltaire


***  İnsanların düşünme zahmetinden kurtulmak için yapamayacakları hiç bir şey yoktur.  ***   Edison 


***  Düşünmeyen tutucudur.   

---  Düşünemeyen  aptal,  

---  Düşünmediğine aldırmayan ise  köle  ***  William Drummond


***  Bir insanının üniversiteyi bitirmesine yardımcı olabilirsiniz, fakat istemezse ona düşünmeyi öğretemezsiniz  ***   Henry Ford


***  Düşünceleriniz hareketlerinizi,

---  Hareketleriniz alışkanlıklarınızı,

---  Alışkanlıklarınız huylarınızı,

---  Huylarınız da karakterlerinizi meydana getirir,

---  Karakteriniz de  karakterinizi etkiler  ***  Nüvit Osmay


***  Size kafanız hükmediyorsa kralsınız,

---  Vücudunuz hükmediyorsa Köle   ***  Cato


***   Düşünmeksizin söylenen söz,

---   Nişan almaksızın tüfek atan avcıya benzer   ***   Türk Atasözü


***   Düşünceleriniz ne ise  hayatınız da odur.  

---  Hayatınızın  gidişatını değiştirmek istiyorsanız düşüncelerinizi değiştiriniz.  ***   Marcus Aurelius


***   Kişi zengin olsun, yoksul olsun, hastalığı iyileştiren  de, mutsuzluğu mutlulğa çeviren de zihnidir   ***   Edmund Spenser


***   Gerçekliğinizi tanımlama biçiminiz  gerçekliğniz haline gelir   ***

Roz Townsend


***   Düşünmek  ruhun kendisi ile konuşmasıdır  ***  T. Bernarrd



17 Ekim 2020 Cumartesi

Önce göze ESTETİK ZEVK -- Sonra ağıza LEZZET !...


 

Bütün  ürün veren bitkilerde görülür ya !...

Önce  göze hitap eden ESTETİK  GÜZELLİK  ZEVKİ...

Sonra ağıza LEZZET VEREN  MEYVESİ !...

Yani  Yaratıcının bir  hediyesi ....

Bilin bakalım bu ne bitkisi ?...

2 Ekim 2020 Cuma

HAÇLI RUHU' nun elinde artık RUHU ve HAÇ' I kaldı. ASKERİ YOK !...


 

Hristiyan  Batı'nı 1400 yıllık HAÇLI RUHU sizlere ömür.

Elinde yalnızca HAÇ ve  RUH kaldı,

İnancı yani Haç'ı  ve hatta vatanı uğruna  canını fedaya hazır  ASKERİ DE KALMADI.

İnsanları artık manevi olarak tüm değerlerin yitirdi, bencillik ve maddeye tapma yolunda zirvede artık.

Haçlı ruhu insanı artık kendi vatanı ve insanı için savaşmıyor, hedef aldığı ülkelerin insanlarını tüm değerlerini dejenere ederek çökertme, teknolojik ve ekonomik üstünlüğünü kullanarak ele geçirdiği sosyal medya ve iletişim araçları yardımı ile  düşman olarak hedefine aldığı Müslüman ve diğer gelişmemiş ülkelerin insanlarını terör amacına hazırlayıp yönlendirerek birbirleri kırdırmalarını sağlama  veya başka yöntemlerle  ve siyasi emelleri yolunda kullanma, tüm yer altı ve üstü zenginliklerin ele geçirip ekonomik olarak sömürme ve yoksullaştırıyorlar. 

Menfaatleri yolunda hedefe koydukları ülkelerin insanlarını ve yöneticilerini tehdit edip menfaat doğrultusunda  kullanıp amacına  ulaşma projeleri yapıyorlar. Manevi alanda da inançlarını  manipüle edip  manen ve ekonomik  ekonomik olarak çökertiyorlar. Bu doğrultuda tüm ahlak kurallarını çiğneyerek insanları hiç bir manevi değeri kalmayan robotlar haline getirmek, köle gibi kullanmak gibi amaçları uğrunda sistemli çalışıyorlar. Milyonlarca insanı savaşıp, savatırıp katlediyorlar.

Haçlı ruhunun  maddi ve teknolojik üstünlüğünden  başka silahı kalmadı. Bu üstünlüğünü kullanacak değerlendirebilecek  manevi değerleri yani inancı sağlam insanı olmayınca, savaşmak için gerekli istek moral değerler de yok hükmünde oluyor. BATINN MEDENİYET DENİLEBİLECEK sürecinin de sonuna geldiği görülüyor.


29 Eylül 2020 Salı

ATEİST' İM diyenlerden bir ricam var !...


Yazımın başına koyduğum evimizin balkonunda saksıdaki kadife çiçeklerinden birini gösteren bu fotoğrafı kısa bir süre önce tabletimin kamerası ile çektim. Fotoğraf çekmeyi seviyorum. çünkü güzel şeylerin  güzelliğini en iyi görme  olanağı veriyor.

Kimsenin inancını sorgulamak, eleştirmek yine hiç kimsenin haddi değil. Peygamberlere de Kur'an' da verildiği belirtilen '' tebliğ '' görevi oldukça sınırlı:

'' Sen yalnızca tebliğ et, zorlama, insanları inancında serbest bırak '' deniliyor.

Şimdi ben kendilerini Ateist olarak tanımlayan arkadaşlardan ricam şu:

Lütfen bu fotoğraftaki  çiçeği dikkatle, inceleyin. Aşağıdaki bir kaç soruma, bana yazılı olarak cevap verme zorunluluğunda kalmadan,  samimi düşünmeniz sonucu oluşan fikrinizi belirleyin !...

Sorularım şu:

---  Bu çiçek, estetik ve  simetri açılarından da mükemmel ve çok güzel değil mi ?

---  Renklerin uyumu  ve tasarımı her çiçek yaprağında aynı zerafette değil mi ?Öyle ki usta ve gerçek sanatçı özelliğinde bir ressam bu bir tek çiçeğin resmini aynı güzellikte ve canlılıkta bakarak dahi çizip boyaması bile zor olmaz mı ?

Bir saksıda başlangıçta  böyle aynı özellikte 30 kadar kadife çiçeği açıyor. Sonra bu açılmalar bir süre tekrarlanıp duruyor, toplamda 50 - 60 adete kadar devam ediyor. Her birindeki özellikler, güzellikler hiç bir farklılık olmadan sürüp gidiyor.

Uzaktan baktığımızda bu şaşmaz güzellik ve düzeni ilk bakışta pek fark etmesek de yakından bakınca ve böyle biraz ayrıntılı olarak gördüğümüzde, dikkat ettiğimizde  görüyor ve farkına varıyoruz.

Kadife çiçeği renkler ve uyumu açısından tek tür. Dünyamızdaki canlı cansız mevcut olan varlıklardan yalnızca biri. Başka çiçeklerin gül örneğindeki gibi çeşitli renklerdeki versiyonları da var.

---  Uyum, düzen, simetri ve estetik alanlarda böyle bir çiçek, birilerinin  ileri sürdüğü gibi, tesadüfen ve kendi kendine  oluşabilir mi ? Evet derseniz, yalnızca bir tek örnek olsun gösterebilir misiniz ?

---  Bu özellikler arkasında bir akıl ve tasarımın olduğunu göstermiyor mu ?

---  Güzel ve usta bir ressamın ellerinden çıkmış güzel bir yağlı boya resim gördüğümüzde takdir ederiz ve akılımıza ilk gelen soru, ---  Bu kimin eseri'dir.   

Yanlış mı düşünüyorum ?

















 


28 Eylül 2020 Pazartesi

Resme konu ATV' de rezil olayı ele alan programa TEPKİNİN YÖNÜ YANLIŞ !!!...


 

ATV' deki ESRA EROL'ün  günlük programında ele alınan '' 28 yaşında genç bir kadının kendisinden 28 yaş büyük babası yaşındaki bir adamla ilişkisi ve ondan eşinden habersiz bir çocuğu peydahlamasını konu alan, kadın, kocası ve yaşlı adamın program stüdyosunda bir araya gelmesi ile oluşan olaylar, kadının ve komşu adamın her türlü ahlak kurallarını hiçe sayan ilişkileri ve bunun lehinde davranmaları ve konuşmaları bir kaç gün devam etmişti. Tabii ki de toplumda büyük bir infiale ve sebep olmuştu. Yazılı basın ve İnternet'te görülen tepkinin yönü büyük çoğunlukla ATV kanalı ve Esra Erol'ün programı idi:

 ''  Böyle rezil olaylar ve kişiler neden toplumda sergileniyor ?  Toplum bundan olumsuz yönde etkileniyor ''  Doğrultusundaki eleştiriler doğru muydu ?

Şimdi ard arda akla gelen soruları sıralayayım:

***  Önemli olan böyle bir çirkin bir olay gözler önüne gelmesin, benzerleri ile sürüp gitsin mi ?  Yoksa toplumdaki ahlaki dejenerasyonun artışı, ve  ülkemizin geleceğini etkileyecek, ahlaki çürümenin görülüp farkına varılarak, toplumun ve onları idare edenlerin dikkati çekilerek tedbirler alınması  ve  gündeme  gelebilmesinin yolu açılma mı ?

***  Toplumda insanlar arasındaki ilişkilerdeki ahlaki ve hukuki yanlışlar sergilense mi, yoksa gizli kalıp, gözlerden uzak olup, büyüyerek sürüp gitse mi, topluma daha faydalı olur ?

 Gelelim  ahlaki çürümenin gelişip büyüyüp, ülkemizin geleceğini tehlikeye atacak boyuta gelmesinin sebebine:

İnsanların ahlak konusunda geçmişimizde, bu günümüzde ve geleceğimizdeki en büyük problemlerinin ana konusu kadın - erkek, dolasıyla evlilikte eşler arasındaki ilişkilerdir. Bunun için medeni kanun, ceza kanunu gibi kanunlar oluşturulmuş, bir düzen getirilmeye çalışılmıştır.  Başta İlahi yani Allah'tan gelen dinler olmak üzere tüm dinler ve toplumsal yasaların, geleneklerin temel konusu AHLAKTIR.

Ahlak kuralları zayıflayan toplumlar çökmeye yok olmaya mahkumdur.

Ahlak kurallarının en başında ZİNA'nı yanlışlığı gelir. Yani yasal evlilik dışında kadın ve erkeğin cinsel ilişkisi. Bu yüzden bazı batı toplumları dışında tüm toplum ve medeniyetlerde ve  ilahi dinlerde  ZİNA yasaklanmıştır. Hukuk ve din kurallarında genelde yasaktır. Uyulmaması halinde ceza gerektirir.

Çoğunluğu Müslüman olan  ülkemizde dinin ana yasası olan Kur'an'da da yasaktır. Buna paralel olarak ta hukuk kurallarımızda son 15 - 20 yıl öncesine kadar ZİNA yasak ve cezayı gerektiren bir davranış olarak mevcut iken ne yazık ki, AB toplumuna girme  sevdamız yüzünden ülkemiz yöneticileri AB'nin baskısı ile hukuk kurallarımızda  özellikle Türk Ceza Kanunda ZİNA' yı suç olmaktan çıkarmış, Kadın erkek ilişkilerinde en önemli yanlışlığa yol açılmış ZİNA SERBEST HALE GELMİŞTİR...

Medeni Kanunumuzda Zina bir kusur ve boşanma sebebi iken, Ceza Kanunumuzda suç olmama gibi tuhaf  hukuki çelişkiler oluşmuştur.

Bu böyle iken ülkemizde evlilikler, azalmış, evli çiftler arasındaki anlaşmazlıklar ve boşanmalar artmış, ahlaki dejenerasyon bir fırtına gibi artmaya başlamıştır. 

Sonuç olarak, Esra Erol gibi TV programlarını yasaklayarak ahlaki dejenerasyonu toplumun gözünden uzak tutmak bu tür ahlaksız ilişkilerin çığ gibi büyümesi sonucunu getirecektir. Kınanacak olan böyle programlar değil, AHLAKİ ÇÖKÜNTÜNÜN ÖNLENMESİ YANi ZİNANIN TEKRAR SUÇ SAYILMASI KONUSUNDA TOPLUMUN  TEPKİ VERMESİ DOĞAL VE DAHA FAYDALI VE GEREKLİDİR....




27 Eylül 2020 Pazar

ÇEKTİĞİM FOTOĞRAFLARDAN SEÇTİĞİM KÜÇÜK BİR ESKİŞEHİR ALBÜMÜNÜ BURAYA BIRAKIYORUM ...

 

.ESKİŞEHİRLİ  OLANLARA  OLMAYANLARA,

ESKİŞEHİR'İ  SEVENLERE

BURAYA;

TABLETİMİN  KAMERASI İLE ÇEKTİĞİM

KÜÇÜK BİR ESKİŞEHİR ALBÜMÜ BIRAKIYORUM  !...


NOT : Fotoları büyüterek izleyin 


=======================

E  S  K  İ  Ş  E  H  İ  R

===============














APTALLAR -- ŞİZOFRENLR -- CAHİLLER

    ================================== APTALLAR .:: Aptal Olduğunu ŞİZOFRENLAR ::  Şizofren Olduğunu C A H İ L L E R  :::: C a h i ...